bu hikayeyi yazmalıydık..
sefil galatasay o gece kupayı aldı,
bizse eğlenceli hikayelerimizden birini..
17 Mayıs 2000 gecesi…
![]() |
| doğan, ben, rami - sakarya |
![]() |
| humen, ben, çiko - kutsal fizik çimleri |
20:00
çetin emeçteki evdeyiz
rami, doğan, çağatay ve ben (1)
ispir yok, geceye de yokluğu damgasını vuracak
bundan henüz haberimiz yok…
galatasaray uefa final maçına çıkıyor (2)
ankara’nın göbeğinde, evdeki tvde trt çekmiyor
en yakın kahveye gidiyoruz
trt var, hava güzel ama
bir şeyler unuttuk ama farkında değiliz!
21:00
maç başlıyor
hayatımın en stresli iki buçuk saati geçiyor
iş uzatmalara, penaltılara kalıyor
her molada dışarı çıkıp bir kısa tur atıp geliyorum
penaltıların da hepsine bakamıyorum
bu takımı nereden tuttum ben?
çocukken kendim seçmiştim..
bir ara tuvalete kaçıyorum;
gözlük de tuvalete düşüyor;
hoş olmuyor tabii:(
neyse hakem hagi’yi atıyor, popesku da son penaltıyı..
bütün ülkeden hatta dünyadan toplu bir çığlık yükseliyor
nerede bu toprağın insanı varsa,
seviniyoruz..
çağatay bile mutlu (3);
bir daha hiçbir maça bu kadar çok sevinemeyeceğiz,
futbol seyretmekten, takım tutmaktan uzaklaşacağım.
yine de o gece avrupa ezikliği eşiğini aşıyoruz..
yine de o gece avrupa ezikliği eşiğini aşıyoruz..
00:30
kutlamalara katılmaya kızılay’a gidiyoruz.
şehirde meydan olmadığı için (4)
mekan kızılay kavşağı ve daracık güven park
benim diş yine sızlamaya başlıyor (5)
zorla eve dönüyoruz,
bizimkiler hafif sitemliler bana.
01:30
GECE BAŞLIYOR
eve vardık
herkes maçını seyredip yatmış
gülümseyerek uyuyor
bizim de niyetimiz gün ışıyana kadar
muhabbeti çevirmek,
çiko’nun aslında ve kalpten arsenalspor taraftarı olmasına şaşırmamak,
gün doğarken
yandaki bakkala sütler gelince
parasını peşin bırakmak suretiyle (6)
taze taze içmek ve okulda dersler bitene kadar evde uyumak..
aylardan mayıs; sınav, final dönemi ama
aramızda pek ilgilenen yok takdir edersiniz
zira üniversitede ilk dört sene sürtülür,
ancak ve ancak son iki sene çalışılır..
dahası üstad rami 7’ye, büyük üstat doğan da 10 seneye tamamladı
hukuk fakültesini..
yasalar her sene değişince kaçırmak istemediler hiçbirini..
diplomayı hak etmek istediler zannımca
ANAHTAR YOK
eve vardığımızda
doğan’la ben ceplerimizi arıyoruz
bir yokluk hissi çarpıyor hafif şiddette,
anahtarlar yok.
ayıptır söylemesi kapı çelik kapı,
amatörlere anahtarsız açılacak gibi değil..
evin 3.sü “mustafa karlıova”
“ispir” olarak anılmakta
o da evde yok
arkadaşında kalıyor.
evi de uzakta değil
“birkaç sokak ileride”.
bu son 3 kelimenin anlamını daha sonra öğreneceğiz..
ispir’in konakladığı evi bilmiyoruz
bazı öngörülerimiz var..
doğan daha önceden gitmiş, (7)
evin sahibi de bana da evi uzaktan göstermişti..
SOKAK SOKAK
rami’yle doğan birkaç sokağı paralel taramaya başlıyor
baştan sonra sokakları yürüyüp
hangi apartman olacağına dair
temayül yoklaması yapıyorlar kendileri ve apartman sakinleri arasında..
gecenin 2si olduğu için tabii
millet evinde yatıyor
rami’yle doğan
“mustafa” diye bağırıyorlar her sokakta.
bundan sonuç çıkmayınca;
bazı apartmanların giriş katlarını yokluyorlar
kısa bir anket yapıyorlar (8)
tepki olmasın diye de
“aşağıda camı açık bir röno var, sizin mi ?” diyorlar.
3 sokağı taradıktan sonra
koca çetin emeç bulvarında camı açık röno’nun sahibini buluyorlar
ancak ispir’i bulamıyorlar, ve tabii anahtarı da..
rami’yle doğan bulamayınca
çiko’yla ben de katılıyoruz ispir ve konağını aramaya..
sokaklardan birinde bir ev gözüme çarpıyor,
arkadaşın uzaktan bana gösterdiğine benzetiyorum
apartmanın girişinde bakkal da var; diğerlerinden farklı olarak.
doğan eve önceden geldiği, yiyip içtiği, tetkik ettiği için soruyorum
“bu olabilir mi diyorum” doğan’a.
Gecenin akıllara kazınacak 1. cümlesini kuruyor,
“kesinlikle değil!”
böylece gidip sormuyoruz bile!
cevabın doğruluğunu güneş doğmadan öğrenemeyeceğiz..
03:00
HAKİMEVİ DENEMESİ
ispir’in kaldığı evi biz bulamadık
ama türk telekom yapabilir diyoruz
evin telefonunu bulursak ispir’i bulabiliriz, zira cep teli kapalı.
telefon kartı bulup yakındaki hakimevi’ne gidiyoruz
gece vakti, 4 öğrencinin telefon kartıyla giriş talebine olumlu bakıyorlar
rami bilinmeyen numaraları arıyor,
ispir’in arkadaşının numarasını çeşitli kombinasyonlarla bile bulamıyoruz.
bu arada dişim sızlıyor,
güneş doğana kadar geçmeyeceğini biliyorum
nöbetçi eczane yok yakında,
hakimevi’nde ağrı kesici de,
sanki diş ağrısını herhangi bir ilaç kesebilirmiş gibi..
AYIP OLMASIN
ispir’den umudu kesince
gecenin 3ünde dışarıdayız
ancak yakında, kavaklıdere’de oğuzhan’la barış’ın evi var
yarım saatte yürürüz
çiko’ya “oğuzhanlara gidelim, birkaç saat yatıp ispir uyanınca döneriz” diyorum.
çiko gecenin akıllara kazınacak 2. cümlesini kuruyor.
“gitmeyelim, bu saatte rahatsız etmeyelim”
“Ne rahatsızlığı” diyorum, “asıl biz rahatsızız, kaç saattir dışarıdayız. 2-3 saat salonda oturup gün ışıyınca çıkarız”.
ama nafile,
çiko’nun istemezük inadı tuttu mu şansımız yok…(9)
her daim kaldırdığı kazanı bu yeniçerinin başına geçirmek iyi olurdu ya,
buna da ancak ispir cesaret edebilir, onu da zaten bütün gece bulamadık.
04:00
MIZRAKLI MÜCADELE
taktiği değiştiriyoruz
anahtarı dışarıda değil içeride arıyoruz
evde iki anahtar var, yerleri de belli
gecenin dördünde giriş kattaki evin fizibilitesini etrafında dolanarak yapıyoruz
camlar demirli, ama pencereler açık.
anahtarların biri doğan’ın odasında, koltuğun üzerindeki pantolonda
diğer benim odada masanın üzerindeki pantolonda..
eğer ucu çivili ve uzun bir sopa olursa,
pencereden sokup pantolonları çekebiliriz..
ey okuyucu, sanma ki
“öyle de, gecenin 4ünde dikmen’de ucu çivili uzun bir sopa nerede olabilir! Dahası Dikmen’de var mıdır?”
sorusunu kendimize sormadık senin gibi.
sorduk ama zaten boşuz, bir arayalım diyoruz
buluyoruz!!! apartmanın arkasında varmış bir tane.
kim koymuştur, ne içindir bilinmez, anlaşılmaz!!!
elde sopayla pozisyon alıyoruz.
doğan sopayı tutuyor, pantolonu arıyor.
rami de doğan’ın omzuna çıkıyor,
odalar karanlık ve yukarıdan yön göstermek gerekiyor..
“sağa, yok sola” diyor
sonra yer değiştiriyorlar,
sopa rami’de, doğan rami’nin tepesinde.
anlaşamadılar yön konusunda,
hafif bir küfürlü bir yön bulma faslı yaşanıyor aralarında.
gecenin 4ünde birbirlerinin omzunda camdan içeri
sırayla sopa sokup yön tartışması çıkıyor:)
doğan’ın oda olmayınca, benim açık pencereyi deniyoruz
uzun sopa bir işe yaramıyor, pencere demirlerini aşamıyoruz.
gecenin 4ünde elde sopa, 4 kişi evi zorluyoruz.
her yer apartman, yan taraf hakimevi, sonrası polisevi..
kimse fark etmiyor, bir şey demiyor!
bense eve giremeyiz ama en azından polis gelir,
teslim oluruz kendi evimize zorla girmeye çalışmaktan.
karakolda bir ağrı kesici alırım diyorum.
polis uzakta değil, zira caddenin öteki yanı polis evi,
aşağısı da emniyet genel müdürlüğü..
04:30
CAMDAN DEĞİL KAPIDAN
uzun denemeler sonucunda
yılmadan devam ediyoruz.
yılmadan devam ediyoruz.
zaten gecenin 4ünde başka işimiz de yok.
yine evin etrafını turluyoruz
balkon gözümüze takılıyor
giriş katı olduğu için,
balkon kapısı ve camlar demirli..
balkon kapısından girmeye karar veriyoruz
yazık ki iterek açılmıyor..
kırarak gireceğiz, önce demirlerini çıkaralım diyoruz..
ancak demirler göründüğünden daha sağlam,
o vakit 4 kişi birlikte asılıyoruz.
gecenin 4ünde Dikmen’in ortasında
hakimevine 100m, polisevine 200m uzakta!!
demirler çıkmıyor,
4 kişi dervişler gibi belirli bir ritim içinde
asılıyoruz, gidip geliyoruz..
nihayet demirler kopuyor balkon kapısından,
zira çiko artık duruma el koyuyor,
demiri söküyor,
yeniçerü çiko olmasa yapamazdık.
kapı demirleri tamam,
karşımızda balkon kapısı var,
altı tahta üstü cam.
ve gecenin akıllara kazınacak 3. cümlesini rami kuruyor
“kapının altını, tahtayı kıralım" diyor (10)
diğer üç kişi “camı kıralım" diyoruz.
zira, camı değiştirmek kolay, tahtayı kırınca kapı toptan değişecek.
neyse rami’yi ikna edip cama yöneliyoruz
ama gecenin 5’inde camı ses olmadan nasıl kıracağız,
kendi evimizin camı olsa da..
cama vurmak için tahta vs. bir şey gerekiyor.
yine apartmanın etrafında dolanıyoruz,
aradığımızı yine arka bahçede buluyoruz
geçen gün oynarken patlattığımız plastik top var.
doğan patlamış topu eline alıyor, cama vuruyor kırılmıyor
rami duruma el koyuyor, camı indiriyor aşağıya
gecenin 5’inde Dikmen’in ortasında öyle çok ses çıkıyor ki..
artık polisin gelmesini, nihayet teslim olmayı bekliyorum
telefon hakkı yerine 5 saattir sızlayan dişime bir ağrı kesici isteyeceğim.
eve giriyoruz nihayet
salona kuruluyoruz
gün ışıyana kadar sohbet..
sütçü geliyor yan bakkala,
parasını bırakıp sütlerimizi alıyoruz
ispir hakkında ileri geri konuşarak sütleri yudumluyoruz..
süt şişeleri onlarca bira şişesinin yanına diziliyor..
kırılan camlar mı?
günlük işleyişi çok doğrudan etkilemiyorsa,
öğrenci evlerinde bu tür sorunların üzerinde durulmaz..
kırık camlar televizyonun arkasında evin kullanılmayan alanındaydı,
taşınana kadar öyle kaldı.
dahası camı da ancak taşınırken yaptırdık
o vakit yaz akşamları, geceleri, sabahları
evimiz hep uzaktaki deniz kıyıları gibi
püfür püfürdü..
çağrıdeniz - temmuz 2009
(1) rami’nin asıl adı erhan, rami nereden çıktı? sorusunun cevabı şöyle: sene 1999, eryaman’daki evdeyiz. rami, doğan, ben üçümüz kalıyoruz. ben adımı “deniz” olarak değiştiriyorum, bundan sonra bana “deniz” diyin diyorum, erhan da bana “ramses” diyin o zaman diyor, doğan “benimki de şamil” olsun diyor. erhan, “ramses” kitapları serisinin hepsini okuyor o sıra. biz de "ramses olmaz, kral mısın bize diyoruz” ve ramses ismini daha bir halk insanı tadında, bu toprağın çocuğu olan “rami”ye çeviriyoruz.
.(2) o zamanlar hala takım tutuyoruz..
.(3) çiko normalde karşıtlıktan mutlu olur. adi fenerbostan’ı tutar, ama hep 3-0 yenildiği maçlara gider ya da gittiği maçlarda yenilir, aslında hep yeniliyordur..
.(4) padişah 4. melih’e gore şehir arabalar için. Once onlar için yollar açılıyor, hatta “refüj” adındaki yeşil alanlar bile arabalar için.. şehir kocaman bir yol ağı ve otopark, bizse yol kenarında, otopark içinde sıra sıra ve tedirgin yürümeye çalışan koyunlarız... diğer yandan sultan 2. Murat gelse de aynı, melihler muratlar geçici “sultanlık” kalıcı. zaten sorun birinin başa gelmesinde! kendi başlarımız neyimize yetmiyorsa, neyse yeri değil şimdilik uzatmayalım..ancak asıl mesele budur..
.(5) sanılmasın ki sadece o gece sızladı dişim, 2 sene sızladı ben korkudan gitmedim dişçiye, gidince de bayılıyordum zaten.
.(6) bu noktadaki osmanlı seferi söylemindeki dürüstlüğümüz, bir ay sonra rami’nin vurduğu voleyle sona erecekti.. bir gün evde para bitiyor, her gün gibi.. rami de üst bakkaldan depositosuz aldığımız süt şişelerini aşağı bakkala pazarlıyor.. kimin malını kime satıyoruz:)
.(7) yani doğan iki sokak ötedeki eve gitmiş, yemiş içmiş sohbet etmiş. Görmediği, bilmediği bir yer değil yani..
.(8) anket konusunda bilecik’te alan çalışması da yaptılar. Gece başlayan kamyon otostopu, bilecik meydanındaki anıtta dinlenme, “dersane öğrencilerinde gelecek kaygısı” konusunda anket doldurttular.. bu da başka bir hikayedir..
(9) çiko’nun inadı bizedir aslında. zira, okulda son iki senesini boyfriend ve sonrasında da husband olarak geçiren çiko eski günleri unutmuştur. Hatırlatmak gerekirse, ki gerekir:) Sene 1998, rami şenoba, çiko, doğan ile odtü-idare binasına doğru yürüyoruz. (eskiden işletme bölümü de bu binadayken buraya yürümenin bir hevesi de vardı ya, neyse)
rami ”hayatta benden daha zeki kadın tanımadım, tanımam” diyor, yeniçeri çiko da olanca güveniyle ve
önündeki boyfriend-husband kariyerinden habersiz halde “ben de tanımadım, tanımam” diyor.
(10) bu noktada rami’nin “tavşan kurban töreni” akla geliyor. Vaktiyle eryaman’daki evde Latif’in tavşanını kescem diye tutturmuştu. biz de, hevesi kırılmasın ve tavşan ölmesin diye “kesme ama kesiyormuş gibi yap” çözümünü önermiştik. tavşanı bahçeye çıkardık, rami makarna tenceresinin üzerine yatırdı, bıçağı tavşanın boynuna vurdu, doğan da şahit olarak yanına geçti. ben de fotoyu çektim. peki bu efsane foto nerede? bilmiyoruz, yıllarca aradık bulamadık. ama o an aklımızda hep..


1 yorum:
kesinlikle hayatımın unutamayacağımn akşamlarından biridir.
Akşam maçı Tv de izleyelim diye çok uğraşmıştık. Maç TRT de idi bizim TV de TRT yi göstermiyordu. Anteni tencerelere mi bağlamadık, kornişe mi bağlamadık. Ama nafile...
İspiri deneme yoluyla ararken çaldığımız kapılardan birinde don atlet çıkan kıllı adama "abi dışarda camı açık bir araba kalmış sizin mi" diye sorunca adamın ters ters bakıp evet benim, bilerek açık bıraktım demesini unutamam.
Kesinlikle değil derken çok da emindim halbuki... :)
Yorum Gönder